Üye Girişi
Şifremi Hatırlat Şifremi Hatırlat
| |
Yeni Üyelik Yeni Üyelik

Eklenti Kur
Radyo Radyo

Basın Bülteni Basın Bülteni

Dernek
Dernek Logosu Dernek Logosu

Kaydol
E-Bülten E-Bülten

EtkinlikEtkinlik Kayıt Formu Kayıt FormuEtkinliklere kaydolmak için tıklayınız
CanlıCanlı Yayın Yayın
UlaşımUlaşım Krokisi Krokisi
SohbetSohbet Bölümü BölümüDolu dolu ve hoşça vakit geçirmek için
DavetDavet Bölümü BölümüTanıdıklarınızı çağırın sitemizi canlandırın
İletişimİletişim Formu Formuinfo@guleclerkoyu.com


Reklamlar Reklamlar

Memurlar Memurlar

ALİ BİN RIDVAN BATI,YA TEDAVİ METODLARINI ÖĞRETEN İSLAM ALİMİ

19 Ocak 2011, Çarşamba

                                Batı´ya tedavi metodlarmı öğreten islâm alimi

 

                        ALİ BİN RIDVAN

,Ortaçağda İslam dünyasında tıp oldukça ileri gitmişti. Hastayla titizlikle ilgileni­lir, ona göre teşhis ve tedavi uygulanırdı. Minyatürde hastanın nabzını ölçen bir doktor görülüyor.

 

 

"Kurtuluşunuzu ilaçlar kullanmak suretiyle tehlikeye atmak, sizlere ya­kışmaz." u söz, haçlı seferlerinin büyük Hıristiyan vaizi Clair-Waux´lu Bernhard (1090-1153)´a ait. ununla papaz, doktora başvurmanın, ilaç kullanmanın sakıncalı olduğunu belirtiyor, hatta bir "tehlike" olduğunu ifade ediyordu.

 

Bu inanç, sadece ona değil, diğer kilise mensuplarına da yerleşmiş, kök­leşmiş bir inançtı. Tamamen dini bir anlayış haline gelmişti. O kadar ki, ki­lise, bu konuda kararname ve kanun bile çıkarabiliyor, dini çevrelerde şid­detle müdafaa bile görüyordu.

 

Hıristiyanlıkta, "Eğer hastalık, insanı ibadetten alıkoyuyorsa, sağlığın korunması için çalışmak İlahi bir emir olur. Fakat ruhun sağlığı, vücudu ko­rumaktan daha önemlidir. Onun için, hasta ateş içinde kıvransa bile, günah­larını itiraf etmeden doktor isteyemez."

 

895´te toplanan Papazlar Meclisinden, bu konuda şöyle bir karar çıktı:

 

"Cemaatinden birinin hastalığım öğrenen rahip-papaz, hastaya giderek ona, takdis olunmuş su serpip duada bulunmalıdır. Dini ve dünyevi sıkıntılardan onu kurtarmak için ailesini yanından uzaklaştırıp, hastaya, günahla­rını açıkça söyletmelidir. Bu açıklama yaptırılmadan, tedavi sözkonusu ola­maz."

 

Papazlar, ellerinden geldiği kadar, bu emre uymaya çalışıyorlardı. Papa 3- Innocent (l 160-1216) bu emri, harfi harfine uyulması gereken, son derece önemli bir dinî emir haline getirdi.

 

O çağlarda, hasta günahım itiraf etmeden, doktorlar tedavide buluna­mazlardı. Böyle bir işe girişen doktor, kilise tarafından tard (uzaklaştırma) cezasına çarptırılır, afaroz edilirdi. (Hıristiyanlıktan kovulma) ıristiyan hasta, Hıristiyan olmayan bir doktora, mesela bir Musevi ve­ya Müslüman doktora, kendini tedavi ettirirse, yine kilisenin afarozuna uğ­rardı.

 

Kiliseden afaroz edilenlere, soygunculara, zalimlere, suç işleyenlere tıb­bi yardımda bulunulmazdı. Suçlular, ölüm derecesinde hastalansa bile, on­ları kimse tedaviye yanaşmazdı. Hatta bir seferinde, bu tıp hastalara bir baş rahip tıbbi yardım yapılmasına istemiş, buna öfkelenen bir papaz, manastır­dan çıkarak, baş rahibi şikâyete gitmişti.

 

İşte, Ortaçağın Hıristiyan-Fransız dünyasındaki ilim anlayışı ve buna karşı kilisenin tutumu buydu. Her şey kilisenin denetimindeydi. Buna kar­şı gelmeye kalkışan krallar bile afaroz edilir, bu korku herkesi sindirirdi. İlme ve ilim adamına hayat hakkı yoktu. Doktorlara bile büyücü gözüyle bakılırdı.

 

ORTAÇAĞ´DA BATI VE DOĞU´NUN TIP ANLAYIŞI

Haçlı seterleri sırasında Filistin´de bulunan Haçlı hükümdarları, kendile­rini Müslüman doktorlara tedavi ettirirlerdi. Kendi doktorlarına güvene­mezlerdi. Çünkü onlar bir cellattan farksızdı. Onların eline düşmek, ölümü göze almak demekti.

 

Bacağında çıban çıkan bir şövalyenin ayağı gözler önünde kesilmişti. Sıtmalı bir kadının da önce saçları kesilmiş, sonra da "başına şeytan girdi" diye, başının derisi yüzülmüş ve ölüme bırakılmıştı. Bu durumda onlara na­sıl güvenebilirlerdi?

 

Bu, Ortaçağ Avrupa´sının tıp anlayışından sadece bir örnektir. Avrupa´yı kötülemek için ortaya atılmış bir iddia değildir. Tarihe kaydolmuş bu haki­kat, bizzat Avrupalı bilginler tarafından itiraf edilmektedir. Büren´li Prens Wilhelm, konu ile ilgili bir hatırasını şöyle anlatır:

"Memleketimizde gücü-kuvveti yerinde bir şövalye vardı. Ölüm derece­sinde hastalanmıştı. En seçkin rahiplerimizden birisiyle şövalyeye gittik, ´Rahibin şövalyeyi takdis edeceğini sanıyorduk. Ama öyle olmadı.

 

Önce hastaya baktı. Bir balmumu istedi. Getirdik. Balmumunu eline al­dı ve yumuşattı. Bir nevi tıkaç yaparak hastanın burun deliklerinden birini nunla tıkadı. Sonra da yanından ayrıldı. Şövalye çok geçmeden öldü. Du­rumu rahibe bildirmek için gittiğimde, daha ben konuşmadan: -Herhalde şövalye ölmüştür, dedi. Sonra da şunları ekledi: -O, çok ıstırap çekecekti. Ölmesi ve böylece huzura kavuşması için bur­nunu tıkadım.

 

Papazlara göre eczahaneler, dinsizliğin simgesiydi, bunlar insanı inkâra saptırırdı. Kilise öğretmeni Tatlan bu konuda şunları söylüyordu:

 

"Dünyevi ilaçlara, ot ve köklere inanmak, Allah´a karşı bir güvensizlik­tir. İnsanları Allah´tan çevirmek isteyen şeytanlarla kötü ruhlar, budalalar­la, imanı zayıf olanları kandırıp aldatmaktadırlar.

 

Ezacılık her çeşit şekilleri içinde bir nevi iğfalkâr san´at ve hareketlerden doğmuştur. Maddeye güvenerek onunla tedavi olmak isteyen kimse, kendi­sini Allah´ın kudretine terkederse, çok daha çabuk şifa bulur. İlâhi kudrete başvurmak yerine, neden bir köpek gibi otlar, geyik gibi yılanlar, domuz gi­bi ıstakozlar, arslan gibi maymunlarla tedavi olmayı tercih ediyorsun? Dün­yevi şeyleri neden ilâhlaştırıyorsun?" Havari Jakabos da şunları söylüyordu:

 

"içinizden biri hastalanınca, en yaşlı rahipleri çağırınız. Isa namına has­tayı yağladıktan sonra ona dua etsinler. İman duası hastaya şifa verecektir." Avrupa, hastalara bu anlayış ve zihniyet içinde bakarken, İslâm dünya­sında doktorluk alabildiğine ilerlemiş, eczacılık gelişmiş, sağlık işleri ge­nişlemiş, modern hastaneler kurulmuştu. Dünyanın hiçbir yerinde İslâm aleminde kurulan modern hastanelerin benzeri yoktu. En ideal tedavi me-todları uygulanmakta, araştırmalar yapılmakta, hastalara büyük ilgi göste­rilmekteydi. Bu konuda Amerikalı ilim tarihi araştırıcılarından birisi olan Will Durant, "İman Çağı" adlı eserinde; ilk dispanser ve eczanelerin Müs­lümanların eseri olduğunu, eczacılık fakültesinin ilk defa onlar tarafından kurulduğunu belirtir.

 

Bağdat´ta, en eski hastane Harun-ür Reşid zamanında kurulmuştur. Onuncu asırda da aynı yerde beş hastane daha yapılmıştır.

 

İslâmın en meşhur hastanesi 706 tarihinde Şam´da kurulan Bimaris-tan´dır. 978´de (bin yıl öncesi) bu kuruluşta 24 hekimden meydana gelen bir ekip çalışmaktaydı.

 

Tıp eğitimi, bilhassa hastanelerde yapılırdı. İmtihandan geçip diploması olmayan kimse kanuni yönden doktorluk yapamazdı.

 

Kendisi bir doktor olan Vezir Ali bin Abbas, 931 tarihinde şehir şehir gezip hastaları tedavi edecek doktorlardan bir heyet meydana getirdi. Bazı hekimler her gün hapishaneleri dolaşır, mahkûmları tedavi ederlerdi. Bil­hassa deliler için, gayet insani bir tedavi usulü tatbik edilirdi. 931 tarihinde Bağdat şehrinde 860 hekim vardı." iç şüphesiz tıpta Müslümanların bu derece ilerlemelerinin sebebi Pey­gamberimizin tedaviyi öğütleyici hadisleriydi. Bunlardan birisinde şöyle buyuruyordu:

 

"Ey Allah´ın kulları! Tedavi olun. Çünkü Allah yarattığı her hastalık için mutlaka bir şifa veya deva yarat­mıştır." şte Resulullah´ın bu ve buna benzer tavsiyeleri dolayısıyladır ki, İslâm dünyasında yeni yeni ilaçlar geliştirilmiş, tedavi metodları bulunmuş, has­talara şefkatle eğilinmiştir. Avrupa o yüzyıllarda doktora büyücü gözüyle bakarken, aynı yüzyıllarda İslâm dünyasında doktorun değeri oldukça bü­yüktü ve hastaya itinayla bakılırdı.

 

Çünkü kıyamete kadar tazeliğinden hiçbir şey kaybetmeyen İslâmiyet, insan hayatına (suçlu ve düşman olsa da) büyük önem veriyordu. nbirinci yüzyılda Kahire´de Tabipler Odası Başkam, doktorların vazi­felerini açıklarken, iki zihniyetin arasındaki farkı şu şekilde belirtiyordu:

"Bir doktor, düşmanlarını da aynı ruh, aynı ilgi, aynı titizlikle tedavi et­melidir. Onları tedaviye çalışırken, sevmelidir."

 

 BATILILARDA HAYAL OLAN TEDAVİ

 

Bu sözlerin sahibi, çirkinliğinden dolayı "Şeytan Timsah" namıyla şöh­ret bulup, 1067´de vefat eden doktor Ali bin Rıdvan´dır. Batılılar ona, Haly Rodgam derler. Haçlı seferleri sırasında Avrupalılar bu Müslüman doktor­dan çok şey öğrenmişlerdir.

 

Gerçekten Ali bin Rıdvan, Avrupa tıbbına öğretmen olabilecek kadar, doktorlukta ileriydi. Hastasını muayene ederken, ender rastlanır derecede umumi sorular soruyor, teşhisini ona göre koyuyor ve ona göre tedavi uy­guluyordu. Denilebilir ki, hiçbir doktor onun kadar hastasının ferdi ve umumi özelliklerini incelememiştir.

 

Öyle ki, Ali bin Rıdvan, hastasının burnunu, rengini, nefes derinliğini, cilt ve saç durumunu inceler, bugün için bile modern sayılacak sorular so­rar, her şeyden önce hastanın kişiliği, bünyesi ve yaradılışı konusunda fikir dinirdi. Bu hususta doktorlara şu tavsiyelerde bulunurdu:

 

"Hastanın ruhi durumunu öğren!

 

Doğru cevap verip vermediğini anlamak için ona çeşitli sorular sor! Ru­hi kapasite ve teslimiyet derecesini denemek için, muayyen şeyler yaptır. Acaba reçetelerini harfiyen yerine getireceğine güvenebilir misin?

 

Karakterinin yöneldiği istikameti meydana çıkar! Onun hassas ve zayıf taraflarını araştır. Biraz uzaktan fısıldamak suretiyle kulaklarını, yakın ve uzak şeylere baktırmak suretiyle de gözlerinin durumunu incele! Ağırlık ta­şıtmak, eşya taşıtmak ve sıktırmak suretiyle kuvvet durumunu gözden ge­çir! Şuraya, buraya yürüterek, hareketlerini tetkik et! Nabzını itina ile ince­lerken, kalp durumunu araştır.

 

Adalelerinin yapısını öğrenmek için hastayı sırtüstü yatır. Kol ve bacak­larını ger. El ile yoklamak suretiyle karaciğer ve böbreklerini, dikkatli bir muayene ile de idrar ve gaita durumunu tesbit et."

 

Doktorluğu suç sayan Avrupa için, bunlar birer hayaldi. Ancak Haçlı se­ferleri sırasında bir kısım ilim adamları, ülkelerine bu gelişmeleri az da ol­sa götürebildiler ve ancak asırlar sonra uygulama yoluna gidebildiler. li bin Rıdvan, Gale´in (Galenos 131-201) "Arş Parva" adlı kitabına bir şerh yazdı. Bu kitap Lâtince´ye tercüme edildi. Ayrıca Ali bin Rıdvan, Mısır´ın güzel bir tıbbi topografyasını yaptı. Böy­lece ilk tıbbi topografyayı yapan kişi olarak da tarihe geçti.

 

YORUM GÖNDERYORUM GÖNDER
  Adınız Soyadınız :
  Mesajınız :
Not : Lütfen küçük harf kullanınız. Maksimum 500 karakter

Önemli Not : Gönderilen mesajlar sistem tarafından kayıt altına alınmakta olup site yöneticileri tarafından görülmektedir. Lütfen bu hususa dikkat edelim ve başkalarını rahatsız edici mesajlar göndermeyelim.
Sayfa Üretim süresi :0,0156

© 2009 guleclerkoyu.com
Güleçler Köyü Web Portalı http://www.guleclerkoyu.com

Tam Ekran








Download Silverlight Plug-in