Üye Girişi
Şifremi Hatırlat Şifremi Hatırlat
| |
Yeni Üyelik Yeni Üyelik

Siirt - PervariSiirt - Pervari
GÜLEÇLERGÜLEÇLER
KöyüKöyü
wwwwww
.guleclerkoyu..guleclerkoyu.
comcom
PERVARİDEN BİR GÖRÜNTÜPERVARİDEN BİR GÖRÜNTÜ
PERVARİ ORGANİK ÜRÜN SATIŞ PAZARIPERVARİ ORGANİK ÜRÜN SATIŞ PAZARI
GÜLEÇLER KÖYÜGÜLEÇLER KÖYÜ
GÜLEÇLER KÖY OKOLUGÜLEÇLER KÖY OKOLU
KÖY RESİMLERİKÖY RESİMLERİgüleçler köyü
KÖY RESİMLERİKÖY RESİMLERİçemi navi
KÖY RESİMLERİKÖY RESİMLERİköylü çocuklar
KÖY RESİMLERİKÖY RESİMLERİköyümüzün camisi
KÖY RESİMLERİKÖY RESİMLERİköy medresesi
KÖY RESİMLERİKÖY RESİMLERİçemi navi
KÖY RESİMLERİKÖY RESİMLERİçınar altı organik sebze satışı
KÖY RESİMLERİKÖY RESİMLERİköy medresesi
KÖY RESİMLERİKÖY RESİMLERİpıra kipi
KÖY RESİMLERİKÖY RESİMLERİköyümüzden bir kesit
KÖY RESİMLERİKÖY RESİMLERİköyümüzden bir kesit
KÖY RESİMLERİKÖY RESİMLERİserigırık
GÜLEÇLER KÖYÜGÜLEÇLER KÖYÜgüleçler köyü
bahçe evibahçe evibahçe evi
GÜLEÇLER KÖYÜGÜLEÇLER KÖYÜgüleçler köyü
köy okoluköy okoluköy okolu
Takip Edin Takip Edin


Eklenti Kur
Radyo Radyo

Basın Bülteni Basın Bülteni

Dernek
Dernek Logosu Dernek Logosu

Kaydol
E-Bülten E-Bülten

EtkinlikEtkinlik Kayıt Formu Kayıt FormuEtkinliklere kaydolmak için tıklayınız
CanlıCanlı Yayın Yayın
UlaşımUlaşım Krokisi Krokisi
SohbetSohbet Bölümü BölümüDolu dolu ve hoşça vakit geçirmek için
DavetDavet Bölümü BölümüTanıdıklarınızı çağırın sitemizi canlandırın
İletişimİletişim Formu Formuinfo@guleclerkoyu.com


Reklamlar Reklamlar

Memurlar Memurlar

AV.ABDULLAH ÖZCAN, ŞEYH MÜŞERREF´İ ANLATIYOR

Av.Abdullah Özcan, Şeyh Müşerref´i anlatıyor
 
 
Onu anlatmak ne benim haddim ne de bu konuda yeterli bilgiye sahibim. Ama karınca kararınca okyanusta su damlası kadar dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışacağım.
Tevazusu en önemli hasletlerinden biriydi. Molla Burhan efendinin söylediği bir sözü hatırlıyorum : “çok büyüktü ama kendini büyük görmüyordu. Padişahtı ama kendini padişah olarak görmüyordu...”  Kendisi dergâhındayken talebeleri içeri girince ayağa kalktığına çok kez şahit oldum. Siirt ulemasının hepsinin ona saygısı vardı. Seyda Şeyh Müşerref’in ise onlara daha büyük bir saygısı vardı.
İlim yönü
13 yaşlarındayken Halenze köyünde (bugünkü adıyla Merkez’e bağlı Bağtepe Mahallesi) Molla Abdulhâkim Efendinin yanına okumaya gider. Burada yapmış olduğu ilim tahsilini tamamladıktan sonra hocası Molla Abdulhâkim’den icazetini alır. Halenze’de Molla Abdulhâkim’in yanında okuduğu yıllarda Tillo’lu Molla Bedrettin Efendi ve kardeşleri Şeyh Münevver ile beraber Şeyh Muhammed Nuri de bulunmaktaydı.
Molla Abdulhâkim Efendi’nin yanında okurken daha küçük yaşında olmasına rağmen, hocası Molla Abdulhâkim’in kendisine iki şey söylediği anlatılmaktadır. Anlatılana göre Molla Abdulhâkim, küçük yaştaki talebesi olan Şeyh Müşerref’e “ben eğer hata yaparsam beni uyar.” Molla Abdulhâkim’in diğer sözü ise “Ben kimseye intisab etmedim tasavvuf anlamında. Eğer ben Şeyh Müşerref dönemine yetişirsem ona intisab ederim. Eğer yetişmezsem Allah beni rahmetiyle muamele eder”
 
Molla Bedrettin Efendi, Şeyh hazretlerinin hayatı boyunca sahip olduğu sükûnete o dönemlerden (çocukluk yıllarından) itibaren sahip olduğunu şöyle anlatır.
“biz 13-14 yaşlarındayken Molla Abdulhakim efendinin yanına okumaya gittik. O yaşlardaki insanların çoğunda yaşın vermiş olduğu bir heyecan, bir hareketlilik vardı.  Ancak, Şeyh Müşerref’te biz hep sükûnet görüyorduk. Herkesten daha sakin ve sükûnet sahibiydi.”
Seyda Şeyh Müşerref hazretleri, Halenze’de Molla Abdulhâkim Efendi’den icazetini aldıktan sonra tasavvuf için Irak’ın Erbil şehrine gider ve orada Şeyh Mustafa Kemaleddin’den ders almaya başlar.
Seyda Şeyh Müşerref hazretleri, Hacı Behçet Aydın ile beraber Hacc dönüşünde Erbil’e uğrarlar. Erbil’de karşılaştıkları ilgiyi Hacı Behçet Aydın şöyle anlatmaktadır : “Şeyh hazretlerine karşı büyük bir ilgi, muhabbet ve sevgi vardı. Kendisinin Erbil’i ziyaret etmelerine o kadar sevinmişlerdi ki, herkes Şeyh Müşerref’i evinde bir gece misafir etmek için adeta sıraya girmişlerdi. Oradaki insanlar Şeyh hazretlerine gelip para vermek istediler. Şeyh Müşerref hiçbirini kabul etmedi. Eğer kabul etseydi oradan bir araba alıp gelebilirdik. Biz oradan ayrılacağımız zaman Şeyh Mustafa Kemaleddin’in oğlu olan Irak Diyanet İşleri Başkanı bizi uğurlamaya geldi. Bana Şeyh hazretlerini gerçek manada tanımadığımızı, kendisinin değerini çok tutmamız gerektiğini söyledi.”
Şeyh Müşerref sonraki yıllarda Pervari’nin Robar köyüne yerleşerek bir yandan ilim tahsiline devam eder, bir yandan da ders okutturarak talebe yetiştirmeye başlar. Pervari’de kalan kardeşi Şeyh Münevver vefat edince babasının emri üzerine Pervari’nin Güleçler (Hınuk) köyüne yerleşir ve hayatının kalan kısmını bu köyde tebliğ ve irşad çalışmalarıyla geçirir. Güleçler (Hınuk) köyünde epey talebe yetiştirir. Yaş oldukça ilerleyince güçten düşer ve talebelerine daha az ders vermeye devam eder.
abdullah özcan
Şeyh Müşerref hazretlerinin gerek Siirt uleması arasında gerekse mensubu olduğu zatlar arasında büyük bir sevgi ve saygınlığı vardı. Tarikatçılık geleneğinde, Şeyhler müritlerine veya halifelerine o tarikatla ilgili çalışmalarını söylerler. Ancak Irak’taki Kemaleddin hazretleri, Şeyh Müşerref’e hilafet verirken “sen diğer tarikatların da hatmelerine ve toplantılarına katıl. Onlar istifade etsinler” demiştir.(siirtliler.net)
Rivayete göre Erbil’de Şeyh Mustafa Kemaleddin’in dergâhında, Şeyh Abbas adında bir zat, Şeyh Müşerref ile ilgili bir rüya görür. Rüyasında vefat eden abisi Şeyh Abdullah’ı görerek “ya Ahi, Cenab-ı Hakk sana o tarafta ne türlü ikramda bulundu” diye sorar. Kardeşi Şeyh Abdullah cevaben: “Vallahi Cenab-ı Hakk burada bana her türlü ikramda ve ihsanda bulundu. Şeyh Müşerref’in mertebesi hariç” diye yanıt verir.
Tevazu sahibiydi
Şeyh Müşerref, merhum Şeyh Muhammed Kazım ile beraber bir cematte otururlarken bir vatandaş gelip şeyh Muhammed Kazım’a soru soruyor. Şeyh Muhammed Kazım sorunun cevabını veriyor. Şeyh Müşerref ise “efendim bence bunun cevabı bu olmalı, muhtemelen böyledir” diyerek kendi fikrini söylüyor. Şeyh Muhammed Kazım ise kendi fikrinin doğruluğunu kesin bir dille yineliyor. Daha sonra konu kitaplardan araştırılıyor ve Şeyh Müşerref’in ihtimal olarak söylediği şeyin doğru olduğu ortaya çıkıyor. Şeyh Muhammed Kazım bu gelişmeyi şu cümlelerle özetliyor : “Senin ihtimalin bizim kesinliğimizden daha keskindir.”
Şeyh Müşerref, İslami bir konu için kendisine danışmaya gelenleri bazen mektup yazar ve “benim bilgim yok, o size cevabınızı verir” diyerek Molla Bedreddin’e gönderirdi. Şeyh Müşerref’in bu davranışını Molla Bedreddin şöyle açıklamaktadır : “kendisi bir şey biliyor imajını vermekten kaçındığı için bana mektup gönderiyordu. Oysa gönderdiği mektupta sorunun cevabı da var”
Ehl-i Beyt sevgisi
Müthiş derecede bir sevgisi vardı. Kendisi Pervari Güleçler (Hınuk) köyüne gitmeden önce o civarda bulunan iki köyde seyyitler yaşardı. Seyyitleri orada bulunan vatandaşların çeşitli lakaplar takarak çağırmaları alışkanlık haline gelmişti. Şeyh Müşerref Güleçler’e yerleştikten sonra seyyitlere olan özel ilgi ve sevgisinden dolayı lakap takma işini kaldırtır. Daha sonra oradaki insanların seyyitlere karşı bakış açıları da değişir. Daha çok saygı ifade eden “Şeyh” veya “Seyyit” şeklinde hitap etmeye başlarlar. Hz.Peygamber (s.a.v) Efendimizin soyundan gelen Seyyit’lere öyle çok büyük bir hürmeti vardı ki, sokakta beklide bizim birçoğumuzun selam vermeyeceği bir çocuk dahi Şeyh’in bulunduğu mekana gelse ve o çocuğun seyyit olduğunu biliyorsa ayağa kalkar, çocuğu karşılar, yanına oturtur ve çocuğun elini öperdi.
Hiç unutmam. Birgün kendisi sohbet verirken seyyit bir çocuk geldi ve yine kalkıp kapıda karşıladı, elini öptü ve yanına oturttu çocuğu. Çocuk heyecanla konuşuyordu. Şeyh, çocukla konuşurken çocuk şeyhe “diğer tarafta sen benim yükümsün” diyerek herkesi şaşırtmıştı. Bu sözün manası “ahrette seni ben kurtaracağım” şeklinde anlaşılmaktaydı. Bu sözü işiten Şeyh Müşerref’in sevinçten gözleri parlamıştı ve “Ben bugüne kadar böyle mutlu bir haber, güzel bir söz duymadım” diyerek duygularını paylaşmıştı.
Dünya’ya kıymet vermezdi
Şeyh Müşerref’in dünya ile ilgili en ufak bir beklentisi, en ufak bir sevgisi yoktu. Dünya malına hiçbir muhabbet beslemiyordu. Ona mensup olan nice zenginler gelirler ve para verirlerdi. Şeyh Müşerref, tabir yerindeyse elini paraya sürmeden, miktarını bilmeden fakirlere dağıttırırdı. Parayı tanımadığı söylenmektedir. Ben tanıyıp tanımadığını kesin olarak bilmiyorum ama sezinlediğim kadarıyla tanımıyordu. Birkaç defa para verirken bana, parayı buruşturur “evladım al bu kâğıdı” diye önüme bırakırdı.
Kendisine mensup olanlardan kaldığı yeri betonarme yapmak için teklifler gelirdi, Şeyh Müşerref hiçbir zaman kabul etmez ve “Bana toprak kokusu, beton kokusundan daha güzeldir” derdi. Biz küçükken anlatılan bir hadiseyi hala hatırlıyorum. Biri gelir ve hediye olarak bir araba, bir televizyon ve bir çanta içerisinde para getirir. Şeyh Müşerref bu hediyeler karşısında “Allah’ın verdiği araba var ayaklarımızı kullanıyoruz. TV, bize lazım değil, parayı da muhtaçlara sadaka olarak verin” şeklinde cevap verir ve hediyeleri kabul etmez.
Umre ziyaretleri
Umre’ye gittiklerinde oradaki bazı âlimleri de ziyaret ederdi. Kendisine karşı orada ziyaret ettiği âlimlerin müthiş bir saygısı ve muhabbeti bulunurdu. Bu ziyaretleri sırasında kendisini bir hücreye kapayarak dünyadan elini eteğini çekmiş ve hücresinden hiç ayrılmayan bir zatın Şeyh Müşerref’in Umre’ye geldiğini işittiğinde hücresini terk ettiği anlatılmaktadır.
Şeyh Müşerref’in ilk umre ziyaretine gitmeden öncesinde görülen bir rüya anlatılmaktadır. Bir zat Medine’deyken rüya görür. Rüyasında Hz.Peygamber (s.a.v) efendimiz minberinde duruyor ve cemaat çok kalabalıktır. Peygamber (s.a.v.) efendimiz cemaate dönük bir şekilde ve sanki birinin gelmesini bekliyor gibi bir hali var. Rüyayı gören zat Peygamber efendimize “efendim namaza başlamayacakmıyız” diye sorar. Peygamber (s.a.v.) ise “Çok aziz bir misafirimiz gelecek onu bekliyoruz” der. Sonra bakarki Şeyh Müşerref camiye girer ve Peygamber (s.a.v.) efendimiz “Hadi namaza başlayalım” der. Bu rüyanın üzerinden yaklaşık 1 hafta sonra Şeyh Müşerref ilk Umre ziyaretini gerçekleştirmiştir.
Toplumsal mutabakatta önemli bir isimdi
Pervari’de kendisine karşı çok büyük bir sevgi vardı. Bu sevgi ve saygıdan dolayı çoğu zaman kan davaları ve kavgalar Seyda hazretlerinin sadece bir mektup göndermesiyle çözülmüştür. Kendisi genelde gitmez, mektup göndererek tarafların barışını sağlardı. Bu konuyla ilgili olarak Pervari’de çalışan bir adliye personeli şöyle bir örnek anlatmaktadır : “Pervari’de Şeyh hazretlerinin olması bizim işimizi çok kolaylaştırıyordu. Adliyeye intikal etmeden büyük olayların önüne geçilebiliyordu. Çoğu zaman 2-3 ferdini kavgada kaybeden aileler arasında bile Şeyhin mektuplarıyla barış sağlanabiliyordu.”
Yine bu konuyla ilgili olarak farklı bir örnek Jandarma’yla yaşanmıştı. Köyün birinde başlayan kavga büyür ve konu Jandarma’ya intikal eder. Pervari’nin kıdemli subayları o köye giderler ve kavgada bulunan tarafları barıştırmak için uğraşırlar. Ancak barış bir türlü sağlanamaz. Yetkililer çareyi en son Şeyh hazretlerinde ararlar. Konu Şeyh hazretlerine intikal ettirilir ve Şeyh kendileriyle beraber köye gider. Şeyhin gelmesiyle birlikte bir türlü uzlaştırılamayan taraflar arasında sulh sağlanır ve kavganın daha da büyümesi engellenmiş olur.
Vefatı
Vefat etmeden önce hep Hz.Osman’ın 83 yaşında vefat ettiğini vurgulardı. Hep bunu dile getirirdi. Şeyhte aynı yaşta vefat etti. Peygamber efendimizin doğum yıldönümlerinde aşık olduğu zata kavuştular. Bu kesinlikle bir rastlantı değildir. Kendisini o yola adayan bir zata Cenab-ı Hakk’ın hediyesiydi. Peygamber efendimiz 12 Rebiülevvel’de vefat etti ve vefat etmeden önce 13 gün hasta olarak yatağında yatmıştı. Seyda Şeyh Müşerref hazretleri de çok ama çok sevdiği Peygamberi gibi 13 gün hasta yattı ve 12 Rebiülevvel’de vefat etti
Vefatından sonra
Seyyit olan biri rüya görür. Ben bir yerdeyim ve karşımda da Peygamber efendimiz var. Bir bakıyorum Şeyh Müşerref hazretleri geliyor. Peygamberimiz 2 kez diyor ki “hoş geldin müşerrefi.” İki kez bu cümleyi kullanmasını şu şekilde yorumlanmaktadır. Birincisi şerefli kılınan, ikincisi ise şeref veren anlamındadır.
Şöhretten uzaktı
Şeyh hazretleri şöhretten uzak bir hayat yaşamaktaydı. Gizli kalıp, bilinmemek istiyordu. Bir seferinde ben şeyh hazretlerine kendilerini bir arkadaşıma anlattığımı, arkadaşımın da çok hayran kalıp hayırlı dualarını talep ettiğini arz ettim. Şeyh hazretleri bana şu cevabı verdi. “evladım, beni kimseye anlatma. Beni kimse bilmesin. Molla Bedreddin Efendi beni bilsin yeter.”

YORUM GÖNDERYORUM GÖNDER
  Adınız Soyadınız :
  Mesajınız :
Not : Lütfen küçük harf kullanınız. Maksimum 500 karakter

Önemli Not : Gönderilen mesajlar sistem tarafından kayıt altına alınmakta olup site yöneticileri tarafından görülmektedir. Lütfen bu hususa dikkat edelim ve başkalarını rahatsız edici mesajlar göndermeyelim.
Sayfa Üretim süresi :0,0234


Tam Ekran








Download Silverlight Plug-in